Ağırlık değişmez, hacim değişir. Elek unu havalandırır ve topakları dağıtır; aynı un elendikten sonra daha çok yer kaplar. Bu yüzden "bir su bardağı elenmiş un" ile "bir su bardağı un, elenmiş" aynı miktar değildir: ilkinde ölçü elemeden sonra, ikincisinde önce alınır. Tartıyla bu ayrım tümüyle ortadan kalkar.
Eleme, unun içindeki topakları dağıtan ve taneleri birbirinden ayırarak aralarına hava sokan bir işlemdir. Bu işlem unun kütlesine hiçbir şey eklemez ve ondan hiçbir şey almaz; yalnız aynı miktarın kapladığı yeri büyütür. Sonuç şudur: elenmiş un aynı bardağa daha az ağırlıkla sığar. Ağırlık sabit kalır, hacim büyür ve aradaki bütün karışıklık bu tek cümleden doğar. Aynı şey kakao, pudra şekeri ve nişasta gibi ince tozlarda da geçerlidir. Kakaoda fark daha da belirgindir, çünkü kakao unla kıyaslandığında çok daha kolay topaklanır.
Bu yüzden tarifteki sıfatın nerede durduğu doğrudan miktarı değiştirir. "Bir su bardağı elenmiş un" ifadesi, unun önce elendiğini ve sonra bardağa konduğunu söyler; bardak havalanmış unla dolar ve içindeki ağırlık düşüktür. "Bir su bardağı un, elenmiş" ifadesi ise ölçünün önce alındığını, elemenin sonra yapıldığını anlatır; bardak sıkışık unla dolar ve ağırlık yüksektir. İki cümle birbirine çok benzer ve tarif çevirilerinde sıklıkla yer değiştirir. Çeviride sıfatın yeri korunmadığında tarif sessizce başka bir tarife dönüşür.
Fark, unda zaten var olan bir belirsizliğin üstüne biner. Korpusun ölçtüğüne göre unun kaba nasıl doldurulduğu tek başına yüzde yirmi ile otuz arasında bir ağırlık farkı yaratır: kap doğrudan un torbasına daldırılırsa kenarlar unu sıkıştırır, kaşıkla gevşekçe doldurulup üstü sıyrılırsa un havalı kalır. Eleme bu tablonun üçüncü değişkenidir. Üç belirsizlik üst üste geldiğinde bir bardak un ifadesi artık tek bir miktarı değil, geniş bir aralığı gösterir.
Korpusun kendi ölçü karşılıkları da bu yüzden bir bant olarak verilir. Bir su bardağı un için 110 ile 150 gram arasında değerler anılır ve elenmiş un için ortalama 120 gram civarı bir sayı geçer. Bu bant bir belirsizlik itirafıdır, bir kusur değil; unun bardağa nasıl girdiğini bilmeyen hiçbir tablo tek bir sayı veremez. Bandın alt ucu havalı ve elenmiş unu, üst ucu sıkıştırılmış unu anlatır ve ikisi de doğrudur. Bandı dar göstermeye çalışan bir tablo ise okuyucuya olmayan bir kesinlik vaat eder.
Elemenin bir de asıl amacı vardır ve o ölçüyle ilgili değildir. Elek topakları dağıtır, kuru malzemeleri birbirine homojen biçimde karıştırır ve kabartıcının una eşit yayılmasını sağlar. Bu yüzden eleme adımı atlanmaz; atlanacaksa bile un çırpma teliyle havalandırılır. Ölçü sorununun çözümü ise elemeyi bırakmak değil, ölçüyü tartıya taşımaktır. Un gramla verildiğinde elemenin sırası hiçbir şey değiştirmez ve tarif okuyan herkes için aynı anlama gelir. Kabartıcının topak hâlinde kalması, hamurda acı tat bırakan bölgeler oluşturur.